03 Nisan 2009 Cuma

Çomar Bize Birşey Anlatmaya Çalışıyor


Yurt demişken aklıma geldi.Bizim yurt dağ başındaki kampüsümüzün içinde olduğundan yurda giderken ileride uçurum gibi gözüken bir yer var ama aslında uçurum denemez.Dersten çıkıp yurda giderken dün kampüsün köpeklerinden biri o boşluğa doğru bir şevkle gidiyordu.Tavrı çok ilginçti,böyle bi umarsızlık,bi salmışlık,belki de bıkmışlık. "I think Lassie's trying to tell us something!" moduna girdim.Ama o bir lesi değil olsa olsa yurdum köpeği Çomar olabilirdi.
Çomar bize birşey anlatmaya çalışıyordu.
Özgürlük edasıyla uçuruma doğru umarsızca paytak paytak gidiyordu.



Yurtta Yaşayan İş Kadını


Bu aralar iyice iş kadını moduna girdim.İnternetten çeviri falan alıyorum sonra sabah akşam onu yetiştircem diye uğraşıyorum.Ders uyku felan kalmadığı da oluyor.Odanın ortasına masayı kurdum.Laptop masanın biraz gerisinde,önümde kağıtlar post-itler sözlükler...Dün Pınar "odayı ofise çevirdin lan" diyince bi baktım hakkaten baya baya ofise dönmüş.Tam önümde kapı,odanın ortasına konuşlanmış vaziyetteyim.Olayın geyiği çevrildi tabi hemen "masaya da office hours:... yazıyım bari ahahah,bi de "açık" diye pankart koyalım eheu...telefonu masama alcam ben kehkeh" falan şeklinde.Bi de Pınar geliyo nolur bi çeviri abla felan diye sie sie diye kovuyorum.Böyle böyle eğleniyoz işte...

26 Mart 2009 Perşembe

Kafana Göre Çevir Gitsin

=
=
==> Bi kişi de çıkıp şöyle demiyo...
Çok bunaldım resmi tarzda metin çevirmekten
Faith Hill'in bu eğlenceli şarkısını kafama göre çevircem
Here we go

This Kiss by Faith Hill

I don't want another heartbreak
daha da kalbim kırılsın istemiyorum
I don't need another turn to cry

bi daha ağlamaya lüzum yok
I don't want to learn the hard way

zor yolu seçmek işime gelmiyor
Baby, hello, oh, no, goodbye

yavrum,naber,hopp,nereye yaw?
But you got me like a rocket

ama beni fişek ettin bıraktın
Shooting straight across the sky

göklerde uçmaktan ayağım yere değmiyo

It's the way you love me

bu da senin beni sevme tarzın
It's a feeling like this

bu böle bi his işte
It's centrifugal motion

bu bi merkezkaç harekatı
It's perpetual bliss

bu ebedi bi ışıltı

It's that pivotal moment

bu o çok mühim an
It's impossible

öyle ki imkansız yani
This kiss, this kiss (Unstoppable)

bu öpücük,bu öpücük (durdurulabilitesi hiç yok)
This kiss, this kiss

bu öpücük,bu öpücük

Cinderella said to Snow White

Külkedisi Pamuk Prensese sormuş
How does love get so off course

aşk nası böle rotadan sapabiliyo diye
All I wanted was a white knight

bütün istediğim
With a good heart, soft touch, fast horse

cillop gibi bi beyaz atlı prensti oysa

Ride me off into the sunset

beni güneş batışına götür
Baby, I'm forever yours

senle hep orda kalalım

It's the way you love me
It's a feeling like this
It's centrifugal motion
It's perpetual bliss

It's that pivotal moment
It's unthinkable

düşüncesi bile gerçek olamıycak kadar süper
This kiss, this kiss (Unsinkable)

bu öpücük bu öpücük (yer çekimine karşı)
This kiss, this kiss

You can kiss me in the moonlight

aydede bizi izlerken beni öpebilirsin
On the rooftop under the sky

bulutların altında,çatıda
You can kiss me with the windows open

beni pencere açıkken de öpebilirsin
While the rain comes pouring inside

yağmur içeri aksa bile
Kiss me in sweet slow motion

beni slov moğşında tatlı tatlı öp
Let's let every thing slide

herşey kayıp gitsin be
You got me floating, you got me flying

ayaklarımı yerden kestin bile

It's the way you love me
It's a feeling like this
It's centrifugal motion
It's perpetual bliss

It's that pivotal moment
It's subliminal

bilinçaltıma işledi
This kiss, this kiss (It's Criminal)

tüm suç bu öpücükte
This kiss, this kiss

I read English as my mother tonguu

İngilizceyi anadilim gibi "oku"yabiliyorum resmen.Geçen çeviri yaparken o dikkatimi çekti.Ya,ben anlıyorum orda yazan şeyi.Ama Türkçe karşılığını bilmiyorum..Getiremiyorum!
O kadar hayatıma girmiş ki artık o sözcükler kafamda simge oluşturmuş.Bi olgu olarak anlayabiliyorum,kelime olarak değil.İngilizce algılayabiliyorum o kelimeyi.Mesela böyle 500 kelimelik yazı var diyelim.Toplam 250 sözcük biliyosam %50sini de sallayarak anlayabiliyorum,kendim bi anlamlar falan veriyorum kafamda.Hatta hiçbi kelimeyi bilmesem içgüdülerimle bi anlam çıkarabilirim gene ordan sanırım.Ama İngilizcesi orda yazarken Türkçesini düşünmüyorum zaten.Okurken kafamda çevirmiyorum.İlginç.Bunu farkettiğimde kendimi 2 yaşında çocuk gibi hissettim.Çünkü en fazla 2 yaşında çocuğun kelime haznesine sahibim.Ama onun kadar da anlayabiliyorum.
Yani ben nerdeyse 10 senedir İngilizce görüyorum (Son 4 senesi hayatımın her anında zaten)
Ama anca 2 yaşında çocuk kadar algılayabiliyorum.
Yani ben 1 + çeyrek insanım bu durumda
o da güzel
hiç yoktan iyidir

Yaşlandık mı ne?




Bazen şöyle bi düşünüyorum da...
Yaşlanıyoruz galiba.
1988 çocukları hiç büyümeyecekmiş gibi gelirdi bana bi zamanlar.
18ini doldurup istediğin mekana girip çıkabileceğimiz zamanı iple çektiğimizi hatırlıyorum.
Ay saymalar falan...
Sanki 18i hiç doldurmamışım gibi
Ama 21'im..oldum bile.. ne ara?!
Hiç 21 gibi hissetmiyorum.
21 dediğin hayata dalmış olur bi kere.Nebiliyim sosyallik felan böyle partiler martiler.
Ben napıyorum?!
Napamıyorum..
Bugün 21 hissetmiyorum.Yarın 30 hissetmiycem.Ertesi gün 50 hissetmiycem.
Bazen yaşlanacak kadar yaşayasım gelmiyo.
Tabi yıllar geçtikçe fikrim %100 değişir (kendimi biliyorum) ama yaşlılık korkunç bişey gibi geliyor bana..
Yıllar öyle geçip gitti,farketmedim bile.
Mesela bu ara kantine gazete geliyo,arada kelebek ekine felan bakıyoruz.
Madonna Guy Ritchie'den ayrılmış lan?! hiç haberim yok
Arkadaş "ohooo yaşıyon mu sen" diyo "onlar ayrılalı çok oldu ya" diyo
Sanırım biraz magazini takip etmeliyim.Dumur oluyorum sonra.
Mesela Pınar Altuğ'la Yağmur Atacan evlenmiş te çocukları bile olmuş.
Lan daha dün Tommy Mommy die geziyodu bu kadın?!
Daha bir sürü böyle şey oluyor,hiç haberim yok.
Nie yok ya o kadar izole mi oldum acep?!
Şimdi bi de yeni doğan çocukları düşünüyorum.
Barış Manço'dan Kemal Sunal'dan Cem Karaca'dan vs.den bihaber olcaklar
Ya da bilecekler ama, bizim bildiğimiz gibi değil.
Yani ben nasıl Beatles'a saygı duyuyo ama bi moruk kadar bağlı olamıyosam..aynen öyle işte.
Bu insanlar hayatımızdaydı ve teker teker ölüp gidiyolar.Daha çok var böyle aklıma bunlar geldi şimdi.
Son geçen Haluk Leventle Hakan Pekerin resimlerini gördüm çengel bulmacada.
Haluk Leventin saçları beyazlamış
Hakan Peker yaşlandıkça şişmiş domus gibi bişe olmuş
Sonra düşünüyorum bigün bi bakıcam aynaya
Vay be , gözlerim felan çizik çizik kenarları
Ellerde benekler...
Dedem yaşlılık maskaralık diyo, ben de estafurullah dede turp gibisin gibisinden laflar ediyorum.
Yarın bigün benim torunlarım da beni teselli eder mi?
Kabus gibi ya, hani benim gençliğim anne triplerine giricem..
Gençliğime,yani şu günlerime dönmek istiycem.
Ama şu seneler boyunca çok meşgul olduğumu hatırlıycam.
Kazık edebiyat dersleriyle.. Para kazanma,kariyer falan...
Elime bişey geçicek mi onu da Allah bilir artık.
Bilmiyorum,bi süredir bu konularda pesimist takılıyorum.
Hey gidi be,cluba mı akmazdık,barda tavla mı atmazdık bi zamanlar
Ben gençken
Yaş 18di
Hiç bitmiycek gibiydi
'88liler büyümüyodu
20 yaş ve üstü bize çok "olgun" görünüyodu
bi zamanlar.



(Aslında niyetim bu izoleliği anlatmak işte 2-3 senedir kaçırdığım olayları anlatmaktı da,kim kimle evlenmiş kim boşanmış kimin veledi olmuş felan gibi,böyle gitti işte konu napıyım.sabredip okuduysanız eyvallah)


06 Mart 2009 Cuma

The Dance of Life by E. Munch


"Woman in her many-sidedness", Munch wrote, "is a mystery to man. Woman at one and the same time is a saint, a whore, and an unhappy person abandoned"


In a story like way, these paintings display the process of love, "that moves from initial flirtations, to the ecstasies of physical love consummation, then to the anxieties of jealousy and rejection"


"How deep of a mark she must have dug into my heart so that no other image can ever totally erase hers"


this painting becomes a "parable of human existence and of destiny that dominates our adventure on earth"

01 Mart 2009 Pazar

Rüyada Hamile Olmak

Bunun anlamını bilen var mı?

Yoksa ben söyleyeyim, aynı günde 2 kere "Knocked Up" izlemişsiniz.

Filmdeki saftirik aşktan ve doğum sahnelerinden etkilenmemek elde değil (spoiler olmadı dimi)

Benim bu filmle ilgili en beğendiğim şey,uzun süredir filmlerde tanık olmadığım "ilk el tutma durumu" oldu.Bunun nasıl bir hissiyat olduğunu unutmuşken bu film hatırlatıverdi,gerçekten çok şirin.Tavsiye ederim.Uyumadan önce kendinizi hazırlayın; sabaha karnınızda bebek yerine bilmem kaç kilo yağ var diye üzülebilirsiniz




Not : Filmde "How I Met Your Mother"ın Marshall'ı da oynuyor.Gene çok sempatik tabi.